Aşure
Metin Bobaroğlu
BAĞDAŞMA, ANADOLU’NUN DÜNYAYA SUNDUĞU EN DERİN KÜLTÜREL TECRÜBEDİR.
Anadolu toprakları kültürlerin geçiş yeri değil, bir bağdaşma zeminidir. Yüzeyde birbirinden farklı gibi görünen inançlar, diller ve gelenekler, burada birbirini yok etmeden bir aradalık kurmuştur. Bu birliktelik ne bir sentez ne de kaynaşmadır; her biri kendi kimliğini korurken, ötekini duymayı ve birlikte var olmayı öğrenmiştir.
Aşure tam da bu kültürel yapının simgesidir. Farklı tatlar, renkler ve dokular bir araya gelir; her biri kendi karakterini korur ama hepsi ortak bir lezzette buluşur. Bu, Anadolu’nun kadim bilgelik anlayışında saklı olan hakiki diyaloğun ifadesidir.
Modern dünyanın uygarlık anlayışı yok ederek ilerlemeyi ve geçmişi silmeyi esas alırken, Anadolu bağdaşma, çok kültürlülük ve onların birbirleri ile hakiki ilişkileri üzerine kurulmuştur.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey budur: Yok ederek değil, yaşatarak birlikte var olabilmek.
Metin Bobaroğlu ve Ayşe Acar, Alevi-Bektaşi deyişleri rehberliğinde kadim bilgeliğin kavşak noktası Anadolu üzerine yaptığı sohbetlerle, üzeri küllerle örtülmüş o derin söylemin altındaki kor ateşi yeniden uyandırıyor.
Dinle Ney’den
Metin Bobaroğlu
Tasavvuf ferdi hikmetle baslar ve bir özgürlük isidir.
Tasavvuf bir tür iç deneyimdir ancak onun irfaniyetle, akılla ilgili bir yanı da vardır. Tasavvufta bilgi yalnızca mantıksal çıkarsamaya dayanmaz, aynı zamanda sezgiye, keşfe dayanır. Kendi kaynağından hareketle kendini, insanı, doğayı, evreni anlamlandırmanın yoludur.
Tasavvuf kendini tanımlarken, doğrudan doğruya insana, insan gönlüne hitap eder ve merkeze de insanı alır. Tasavvufta hedef İnsan-ı Kâmil’dir. İnsan, Hakk’a kavuştuğu zaman, İnsan-ı Kâmilolur. İnsan-ı Kâmil her insanın kendi kemalini aramasının yolunu anlatır ve aslında bir mecmu-u kâinat olan insanın kendi sırrıdır. Herkes bu yolu seyr-i sülûkunda kendisi yürümelidir.
İnsanın kendi öz nefsinde beşeriyetten uluhiyete doğru yaptığı bu yolculuk, İnsan-ı Kâmil kavramının sınırları içerisinde gerçekleşir.
Hakikatin üç harf, beş nokta olduğu söylenir. Ayn-Sin-Kaf üç harftir, Kaf ’ın iki noktası vardır, beş noktayla Aşk olur.
Aydınlanma Sorunu ve Değerler
Metin Bobaroğlu
“İnsan üç kez doğar. Birinci doğum ekin ortamıyla kuşatılmıştır. İkinci doğum eğitime doğmaktır; insan pedagojik, psikolojik ve bilimsel yöntemlerle biçimlendirilir. Üçüncü doğum, insanın kendisinden doğmasıdır ki bu da insanın kendi yaşamına, kendi özgür istenciyle biçim vermesidir.
Kendinden doğan insan devrimcidir. Devrimci insan tarihsel süreci nitel bir sıçramaya taşıyacak koşulları gören ve onu kendisinde bağımsız bir karakter olarak açığa vuran insandır. Kendinden doğan insanlar tarihin özneleridir. Onlar yalnızca kendi bireysel yaşantıları için var değildirler, çoğu zaman da kendi bireysel yaşamlarını hiçe sayarak bir insanlık ülküsüne bütün varlıklarıyla bağlanıp onu kendilerinde bir tutku olarak içselleştirirler.”
Düşünür ve yazar Metin Bobaroğlu, Aydınlanma Sorunu ve Değerler kitabında aydınlanmayı bir sorun olarak ele alıyor. Aydınlanma sürecindeki her insanın düşünsel, psişik, toplumsal ve tinsel yaşamını seçtiği değerlere bağlı olarak oluşturduğunu, toplumsal ve bireysel tinin bu yolla üretildiğini söylüyor. Uygarlığı yaratan temelin değere dönüşen kavramlar olduğunu vurguluyor.
Batıni Gelenek
Metin Bobaroğlu
BİZ KIRKA YAKIN FARKLI KÜLTÜRÜ BÜNYESİNDE BARINDIRAN ANADOLU İNSANIYIZ.
ANADOLU, DOĞU VE BATI UYGARLIKLARININ BİR ARAYA GELDİĞİ BİR KAVŞAKTIR.
Batı söylemi, düşünce disiplinlerini kendi yorumlarıyla sınırlamakta ve günümüz dünyasında ancak buna bağlı bir öğrenme olabileceğini, diğer ulusların kendi içyapılarından kendi disiplinlerini çıkaramayacaklarını ileri sürmektedir.
Bu kitapta okuyacaklarınız, Batı düşünce disiplinlerinin oluşturduğu bu tür duvarlara karşı bir eleştiri niteliği taşımaktadır.
Batıni Gelenek, kavramsal bir yolculuğu izleyerek Batı’nın kendi düşünce disiplinleri için koyduğu başlangıç noktası olan Antik Yunan uygarlığından geriye doğru gidiyor. Antik Mısır’da ezoterik/batıni hermetik öğretinin uygulandığı zamanlardaki “aydınlanma” çalışmalarından yola koyuluyor. Oradan Doğu dünyasına, Tibet, Hindistan, Çin ve İran’a uzanıp, tapınak içlerine sızıyor. Türklerin geçmişine giderek, okuru sürükleyici bir yolculukla Anadolu’ya getiriyor. Tarih bilinciyle, kültürel kimliği yeniden kurarak, buradan hareketle evrensel insan olmanın onuruna dikkat çekiyor.
Simgesel Düşünme
Metin Bobaroğlu
“Simgesel düşünme, gerçekliğe aşkın bir düşünme biçimidir ve var olan gerçekliğin ötesinde, ideal olanın aranışına olanak sağlar. İdeal olan, kavramlarla sınırlandırılırken, simge bu sınırları aşmaya yönelik yeni olanaklar sunar. Simge bir göbek bağıdır; anlamaya değil anlayışı geliştirmeye yönelik işlev görür, bilmekten çok keşif ve buluş süreçlerine hizmet eder. Her bilinç simgeyle ilişkisinde bir anlam arayıcısıdır.”
Metin Bobaroğlu, on beş yılı aşkın zamana yayılan yazıları ve konuşmalarından derlenen Simgesel Düşünme’de, simgelere, kişinin kültürel yapısı, yaşam deneyimi, bilgi birikimi, algılama düzeyi ve tinsel eğilimleri ölçüsünde bir anlam yüklendiğine vurgu yaparak simgesel dilin tarih içinde gittikçe gelişen ve derinleşen bir geleneğin bereketi olarak da tanımlanabileceğini söylüyor.
Simgenin bilinçle olduğu kadar bilinçdışıyla, rüyalarla ve mitlerle de ilgili olduğuna dikkat çeken Bobaroğlu, onun kadim bilgelik içerisinde ritüel ve mabet kavramlarıyla zorunlu ilişkisini kurarak okuru alışılagelmişin dışında bir düşünme yolculuğuna çıkarıyor.




