Diğer Konuşma Metinleri
Anadolu Sohbet Geleneği
Bilindiği gibi, insan yavrusu doğaya terk edildiğinde yaşayamaz. Bu yavrunun büyüyüp gelişmesi ve kendi başına yaşayabilmesi çok uzun zaman ister; yine de o tek başına varlığını sürdüremez. Diğer hayvanlar gibi güçlü pençeleri ve keskin dişleri de yoktur. Üstelik de tüysüz bir hayvandır. Doğadan baktığımızda, insan, doğanın bir falsosu gibidir. Buna karşın, insanda zekâ diğer hayvanlara göre çok gelişmiştir. Bunun yanında, insanda soyut düşünme ve konuşarak anlaşma yeteneği, onu birbiriyle dayanışma içine taşıyarak toplumsal bir yaşam oluşturmasına izin vermiştir. Bu toplumsal dayanışma insanın doğada varlığını sürdürebilmesinin nedeni olmuştur. Bu nedenle, insanın varoluş tözü (temeli) topluma içseldir; bu bağlamda onun doğal varoluşu [...]
Hiç
Hiçlik - Hiççilik “Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir hiç ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir,” der Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî. Felsefe tarihinde “varlık” ve “hiçlik” sorununu ilk kez dile getiren Parmenides’tir. Onun ünlü önermesi “Varlık vardır, yokluk yoktur” önermesidir. Böylece felsefede bir ontoloji (varlık felsefesi) ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak bilgi de varlığın bilgisi olarak kabul edilmiştir. Bu “varlık” kavramı değişmez bir ilke olarak ileri sürülmüş ve “hiçbir şey yoktan var olmaz ve hiçbir şey de vardan [...]
Mistisizm ve Tasavvuf
Dinlerin bir egzoterik (exoteric) yani dış, bir de ezoterik (esoteric) yani iç yanı olduğu bilinmektedir. Mistisizm ve tasavvuf, bu ezoterik yanla ilgili öğretilerdir. Kadim kültürlerde, biri halka açık törenlerle yürütülen dinî, diğeri ise yalnızca inisiyelere yani üyelere açık sırrî kültler vardı. Halka yönelik öğreti, birlikte yaşam için ahlâk kuralları ve toplum düzenini amaçlarken, gizlemli öğreti ise kendini bilme, aydınlanma ve kurtuluşu amaçlıyordu. Mısır’da İsis kültü, Hermetic myster’ler; Yunan’da Eleusis ve Orphic myster’ler; Perslerde Mazdeizm, Güney Mezopotamya’da Maniheizm bu tür öğretiler için önde gelen örneklerdir. Myster, Grekçe bir sözcüktür ve “sır, gizem” demektir. Myein, “kapatmak” anlamına gelir ve Mysterion yani gizem [...]
Hac Ritüeli
Bugün, söz verdiğimiz üzere hac ritüelinden bahsedeceğiz, ancak daha önce “dizgesel düşünme”nin ne olduğu üzerine konuşmanın yararlı olacağı kanısındayım. Dizgeden kastımız, kavramların birbirinden çıkarsanması, birbirinden çıkarsandığı için içsel bağ (korelasyon) ile bağlı olması ve bütün kavramların belli bir ereğe doğru birbirine destek olmasıdır. Başka bir deyişle, bir kavram diğer bütün kavramlarla ilişkisinde anlam taşır ve bunun sıralaması zorunludur; çünkü dizgede bir “zorunluluk” özelliği vardır. Zorunlu değilse, o zaman dizge değildir, bir dizin olabilir. Dizgenin belli bir “süreç”i (proses) izleme zorunluluğu vardır ve belli bir “erek”e doğru gitmesi gerekir. Ereği olacak, süreci olacak, zorunlu aşamaları olacak ve bütün kavramlar birbirlerinden türeyebilecekler, [...]
“Yapay Zekâ” Üzerine Söyleşi
Pitagoras Çağı Bitiyor, Platon Çağına Giriyoruz… Ayşe Acar: Yapay Zekâ denildiğinde en çok konuşulan konuların başında Teknolojik Tekillik geliyor. Süper bir Yapay Zekânın gelecekte tüm dünyayı ele geçireceğine ve insanlığın sonunu getireceğine dair bir kaygı bu. Benim “teknolojik tekillik”ten anladığım bu değil. Süper bir bilgisayarda değil internette bir tekillik olabilir diyorum. Burada önemli olan ağ ve veri. Gelecekte Süper Yapay Zekâ olarak karşımıza çıkacak olan şeyin ‘Biz’ olduğunu düşünüyorum. Örneğin, Google’da her arama yaptığımızda Google yapay zekâsı gelişiyor; bizden aldığı verilerle evet ama bu gelişen şey ‘Biz’in kendisi. İnsanlık geçmişine ait veriler var ve şimdi de Google’ı aktif olarak kullanan [...]
“Mantıku’t-Tayr”a Hermeneutik Bir Yaklaşım
Rab Simgeselliği Mantıku't-Tayr diye bir kitap vardır, biliyorsunuz. İlginç tabii, “tayyare”den geliyor. Feridüddin Attar, Mantıku't-Tayr adlı eserinde, seyr-i sülûk olarak tasavvufun sanatsal etkisini simgesel sanat tarzında ifşâ ediyor. Fakat bu simgesellik, romantik simgeselliktir. Hegel'in klasik öncesi simgeselliğini biliyorsunuz; ön simgesellik, sonra simgesel sanat gelir ki bunu sanatın başlangıcı olarak kabul eder, klasik sanatta tam uygunluğa ulaşır ve simgesel sanatla biter. Klasik sanat, sanatın aslında "olup bittiği" bir konumdur. Fakat sonra, klasik sanat romantik sanat tarafından yadsınır ve sanat, yani insan tini, klasik sanatta doymadığı için romantik sanatın tinselliğinin dışavurumlarına geçtiği zaman aslında tam uygunluğu tekrar bozar; yani form ve içerik [...]
“Görünüş Öz İçin Özseldir”: İmgesiz Olandan Somuta
Hegel'in Kavramlarının Tasavvufî Karşılıkları "Tin, saf düşünce ile salt dışsal duyusal ve gelip geçici olan şeyler arasındaki doğa ve sonlu gerçeklik ile sonsuz kavramsal düşünme özgürlüğü arasındaki ilk uzlaştırıcı orta terim olarak kendisinden güzel sanat eserleri yaratır." Hegel Georg Wilhelm Friedrich Hegel Sonlu ile sonsuz ancak fiilde realite haline gelir, kavramlaşır: Sonsuz düşüncenin sonlu eşya üzerindeki edimleri ki tevhid dediğimiz budur. Sonlu ve sonsuz arasındaki uzlaştırıcı ilk orta terim sanat eserleridir: görünüşün bizzat kendisi. Immanuel Kant, görünüşlerin özleri yansıtmadığını söyler. Özler bilinemez, bilinenler ancak görünüşlerdir; eş deyişle yalnızca fenomenleri bilir, numenleri bilemeyiz. Numen ile fenomen arasına uçurum koymuşlar. [...]
Olumsuzlama ile Hakikatin İlişkisi Bağlamında Hegel Felsefesi ve İslâm
Entelektüel ezberlerimizi sorgulayalım: Ezber 1: “Her şey değişir, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” Zaman ve mekân kavramları, Kant'ın dediği gibi duyarlığın yetileridir. Düşünmelerimizde sezgisel olarak, bilincimizi ancak bu iki kavramla oluşturabiliriz. Kant, bunların akıl kategorileri değil ama duyarlığın yetisi olduklarını söyler; eş deyişle sezgidirler. Bunu kavramlaştırmaya kalktığımız zaman, düşüncemizin temeli olan "temel", Batılıların ground dediği gibi bir anlamda "yer" yani mekân değildir. Uzay kavramı da zaman kavramı da potansiyel kavramlardır ve biz onları uygulamada realize ederiz. Kant, bu nedenle "sezgidir" demiştir. Haklıdır, çünkü uzay dediğimizde, o uzam değildir. Türkçedeki uzay ile uzamı karıştırmayalım. Uzam, mekânın karşılığı. Uzay, sınırsız-sonsuz bir sezgidir, [...]



