Ana Sayfa/Tag: özgürlük

Tarih Bilinci ve Kimlik Sorunu

2020-07-02T21:06:50+03:00Yazar: |Kategori: Yazılar|Etiketler: , , , , , |

İnsan “dünya içinde” bir tarih varlığıdır. Doğasıyla, kültürüyle, genetik kalıtımı, dili ve toplumsal varoluşuyla tarihseldir. Böylece de sonlu ve geçici varlıktır. Başka bir deyişle insan, dünya tarihinin belli bir kesitinde ortaya çıkar ve var olur. İnsan, bir yanıyla doğanın, diğer yanıyla da tarihin ya da zamanın çocuğudur. Biyolojik yanıyla insan, bir olanaklılıktır. Gerçekleştirilmek üzere birtakım yetilerle donanmıştır. Hayvanlardaki yetkin içgüdüler insanda bulunmaz; doğa bunun yerine insana zekâ bağışlamıştır. Yaşamla başa çıkabilmek için verili yetilerden çok kazanılmış ve geliştirilmiş yetilere gereksinim vardır. İnsan bunu zekâsıyla yapmaktadır. İnsan doğduğunda toplumun kucağına doğar; kendisine ait değildir, içine doğduğu topluma ve o toplumun [...]

Anlamın Aşkınlığı Olarak Simge

2020-07-05T01:24:24+03:00Yazar: |Kategori: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , |

Simgenin varlığı yoktur, ancak var olan bir şeyi göstermek için kullanılır. “İlke” insanın insan olarak var olmasının temelidir, insan varlığını tanımlar. “Saltık” (ana ilke) nedeni kendinde olandır; ilke ve yasada kavranır. “Aşkın”, yüce olan, birbirine bağlayandır. İnsan, bedeni ile doğa varlığıdır ve dolayısıyla doğal yetileriyle inşa edilir. Duyuları ve duyular vasıtasıyla oluşacak algıları, düşünceleri ve yetileri, insan doğasının aletleridir. Duyular, doğasına bağlıdır ve temelini doğada bulur; düşünceler ise akılda. “Akıl” bir işletimi söylediğinden, düşünce burada işletilir. “İnsan düşünceleri” düşünmede temellenir; dolayısıyla “insan varlığı” düşüncede temellenir. İnsanın “düşünsel doğası”, duyular yoluyla nesnel çevresine yönelir ve “imge”ler toplar; insan bu imgeler [...]

Sanat Bilimi Üzerine

2020-07-16T03:12:45+03:00Yazar: |Kategori: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , |

Genellikle Immanuel Kant’a kadar –gerçi antik dönemde Aristoteles’te de vardır ama– ağırlıklı olarak sanat, hep muhayyilenin, hayal gücünün ürünü olarak aklı devredışı bırakan ve hayranlık uyandıran bir süreç gibi anlatılmış, nitekim literatürde de böyle yansıtılmıştır. Ama Kant’tan sonra, özellikle Hegel –onun Kant’a yaptığı eleştiri ile birlikte– “Hayır, sanat yalnızca bizim hayal gücümüzün bir ürünü değildir,” der. Hayal gücü, dış dünya nesnelerinden gelen verileri alıp, onları işleyip sinematografik bir biçimde –rüya gibi– çeşitlendirerek birtakım ürünler ortaya koyabilir, ama aynı zamanda biz aklımızla bu sanat ürünleri hakkında yargıda bulunuruz; yani şu by-pass olan akıl devreye girer. O zaman sanat sadece bir hayal ürünü [...]