Felsefe

2020-07-22T02:58:17+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , , , |

Platon’dan günümüze insanı felsefe yapmaya yönelten şey, onun kendisini bir aradurum içerisinde görmüş olmasıdır. İnsan kendisini çevreleyen doğa ile kendisini aşan sonsuzluk (Tanrı) arasında kalmıştır. İnsanın bu arada kalmışlığı, Platon ve Aristoteles’ten beri hep bir şaşkınlık ve merak konusu olmuştur. Bu merak, nesne, olgu, olay ve evren bilmecesi karşısında olduğu kadar, insanın kendi iç dünyası için de duyulmuştur. Felsefe tarihini oluşturan olumlu olumsuz tüm çözüm denemeleri, hep bu arada kalmışlığı kavramaya yöneliktir. Bu temel durumdan hareketle pek çok felsefi sav ileri sürülmüş ve çeşitli düşünce disiplinleri oluşmuştur. Felsefe, insan kültürünün kökenlerinde yer alan ve onunla birlikte ortaya çıkmış bir [...]

Altıncısı Haddini Bilmektir

2020-07-05T02:04:24+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , |

İrşâdına mazhar olduğum bir ârife, “’İslâm’ın şartı beş, imânın şartı altı’ diye söylenmiştir; ama aynı zamanda ‘Hüvel evvelü, vel ahirü, vezzâhirü vel bâtın’ [1] da denmiştir. İçte olan dışta da varsa, ikisi de “altı” olması gerekmez mi?” diye sormuştum. Ârifin yüzünde beliren gülümsemeyle birlikte söylediği söz beni önce utandırdı (hicab duydum), sonra da uyandırdı: “Evet, imânın şartı altı, İslâm’ın şartı beş, ama altıncısı haddini bilmektir.” Bu söz beni utandırdı; mahcub oldum. Bunu gören ârif, “Yok yok! Muradımız sana haddini bildirmek değildir; ancak haddimizi bilmenin bilincimiz için tek hakikat olduğunu söylemektir; çünkü insanın irâde ve ihtiyarına düşen ancak budur,” demişti. Bir [...]

Go to Top