İnsan Üç Kez Doğar
Birinci doğum “ekin ortamı”yla kuşatılmıştır. İkinci doğum “eğitim”e doğmaktır; insan pedagojik, psikolojik ve bilimsel yöntemlerle biçimlendirilir. Üçüncü doğum, “insanın kendisinden doğmasıdır” ki bu da insanın kendi yaşamına kendi özgür istenciyle biçim vermesidir. İnsan dünyaya geldiğinde, genetik özellik, yetenek ve doğal eğilimlerinden başka bir şeyi yoktur. Hangi ekinsel çevreye doğduysa, onun referanslarıyla biçimlenmeye başlar. Anne babasını, ırkını, dinini, coğrafyasını, tarihini, kısaca ekinini seçemez. Kendisine özenle ve sevgiyle sunulan aile ekini, her karşı koyuşunda cezayla sınırlanır; böylece, insan yaşamının bu en savunmasız ve korunmaya gereksinim duyduğu ilk yıllarında baş eğmeye, yetkeye bağlanmaya zorlanır. Giydirilen bu ekinsel kimlik toplumsal çevre içinde sürekli [...]
İletişim Sorunu
İletişim, bilindiği gibi, iki kaynak arasında iletilerin karşılıklı gidip geldiği bir ilişkidir. Eğer ileti tek yönlü akıyorsa, böyle bir durumda iletişimden söz edilemez. İletişim için geri bildirim gereklidir. Günümüzde iletişim, daha çok teknolojiyi çağrıştıran bir kavram. İletişim deyince, akla radyo, televizyon, gazete, telefon, bilgisayar, internet vb. geliyor. İletişim araçlarının teknolojik boyutu dolayısıyla, bilgi akışı ülkeden ülkeye, ulustan ulusa, bireyden bireye denetlenemez bir biçimde, ülkelerin sınırlarını aştı. İletişim, bildirişimin alt yapısı olmakla birlikte, çoğu zaman bildirişimi de kapsayan bir kavram olarak kullanılmaktadır. Kuşkusuz, iletişim bildirişimin olmazsa olmaz bir koşuludur. Bilgilenme hakkı bir insan hakkıdır, ancak bu hakkın kullanılabilmesi iletişim olanaklarıyla [...]
Ekinsel Biçem ve Aydınlanma Sorunu
Ekin, insanın doğa ve toplum ilişkilerindeki üretimlerinin toplamı ve onları kullanma ve nesilden nesile aktarma biçimidir. Ekin, bir toplumun ortak umutlarını, hedeflerini ve geleceğe bakışını da gösterir. Ekinin, insan topluluklarına ortak kimlik kazandırması, toplum oluşturma özelliği, tarihsel süreçte nesilleri birbirine bağlayarak toplumların belleği ve kimlik sürekliliğini sağlaması, toplumların var olabilmesi bağlamında yaşamsal önem taşır. Ekin, insan yaşamına, “ekip biçme” bağlamında, insan topluluklarının toprağı işlemesiyle girmiştir. Bu bir “üretim süreci”dir; doğanın karşısında diğer dirimli varlıklar gibi “edilgin konum”da bulunan insanın kendini aşmasıdır. Kendi yaşamını biçimlendirmeyi eline aldığı bu aşamada, insan, artık kendisini doğa varlığı olma yanında ekinsel varlık olarak üretmeye [...]
Ekin Sorunu
Sorunları çözmek onları anlamakla olanaklıdır. Ekin, yaşam biçimlerini ve ilişkilerini kapsayan bir olgudur. Doğa verilerini duygu, düşünce ve eylemiyle değiştirip dönüştürerek insan kendine ekinsel bir dünya kurar. Ekin nesneleri, doğal özleri ve biçimlerine katılan insansal öz ve beti ile yepyeni bir varoluş kazanırlar. İnsan elinin değdiği her nesne ondan bir iz taşır. Bu nedenle, her ekin nesnesi tinsel bir yansıtıcı, bir ayna gibidir; onda cisimleşmiş imgelem, düşünce ve amaç onu olduğundan başka bir varlık yapar. Ekinin en belirgin özelliği “bir arada yaşama”dır; törel bir “antlaşma”, gelenek ve görenekle birbirine “perçinlenme”dir. Ekin bir yaşama sanatı olarak da tanımlanabilir. Yeryüzündeki her [...]
Değer Üreten Varlık Olarak Etik İnsan
İnsan için ayırt edici birçok tanım vardır; bu tanımlar çeşitli disiplinlerin damgasını taşırlar. Eğer “etik disiplini” söz konusu olursa, o zaman “İnsan değer üreten bir varlıktır” tanımı öne çıkar. Kuşkusuz, insan yalnızca değer üreten varlığa indirgenemez; nasıl ki yalnızca “düşünen varlık”, “eylem varlığı”, “ahlâk varlığı”, “istenç varlığı”, “toplumsal varlık”, “emek varlığı” vb. tanımlarına indirgenemezse. Aslında her indirgeme bir soyutlamanın ürünüdür ve çeşitli disiplinlerin kendi bağlamlarında yaptıkları soyutlamalarla ortaya çıkan insan tanımları insanın bir yönünü ya da bir niteliğini vurgulamaktan başka bir anlam taşımaz. O halde, şunu söylemek yanlış olmaz sanırım: İnsan soyutlamalarla elde edilen tek tek tanımlara ya da [...]
Bak Şu Söze Ne Ediyor!
İnsan kendisiyle ve çevresiyle ilişkisini bilinçli olarak gerçekleştirir. Bu bilinçlilik hem çevre hem de denetimi içerir. İnsan burada, kendisine en yakın doğa varlığı olan hayvandan özgül bir ayrıma uğrar. Hayvanlar çevrelerinin bilincindedirler, ancak edilgin olarak. İnsan, çevresinin bilincinde olduğu gibi, kendisinin de bilincindedir, ben bilinci olan biricik varlıktır; bu durum onu doğanın öznesi yapar. “Hayvan, kendi yaşam etkinliğiyle dolaysızca özdeştir; kendini yaşam etkinliğinden ayırt edemez. İnsan ise, yaşam etkinliğini bilincinin ve isteminin nesnesi yapar.”[1] İnsan yalnızca bir doğa varlığı değildir. O, bunun yanında bir toplum varlığıdır da. Bilinci de, yalnızca doğal çevresiyle arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin [...]
Tasavvuf Edebiyatında Ceviz Simgesi
Bilindiği gibi dünya edebiyatında simgesel anlatım çok yaygındır. Bu, edebiyatın bir betimleme sanatı olmasıyla yakından ilgilidir. Felsefî kavramların açık seçik olmasına ve yalnızca insan usuna yönelik oluşturulmasına karşın, edebî metinler akıl ve duyguya aynı anda seslenebilmek için simgesel betimlemelere ağırlık vermiştir. Tasavvuf edebiyatının edebiyat yazımı içinde özgün bir yeri vardır, çünkü onun kullandığı simgeler yalnızca günlük yaşamın duygu ve ruh hâllerine yönelik değildir; aynı zamanda belli bir erekbilimsel bağlamda eğitim amaçlı, simgesel anlatım yolunu tutmuştur. Bu anlatım, kişiliğin yeniden kurulması için yöntemli bir yol izlemektedir. Tasavvufa göre, doğal bilinçle kendini sınırlamış insanın, varoluş gayesine göre kişiliğinin yıkılıp yeniden özgürce [...]
Farklı Din ve Kültürlerde Oruç
Kültür, “insan-doğa” ve “insan-insan” ilişkisinde, insan emeğiyle üretilmiş yaşam biçimleri diye tanımlanabilir. İnsan yaşamında en kapsamlı olgudur kültür. Bir bakıma, insan için ikinci doğa gibidir; her insan, tarihin belli bir döneminde belli bir yerde belirli bir kültürün içine doğar ve onun tarafından biçimlenir. Kültür, deneyim yoluyla ve bilincin gelişmesiyle paralel olarak çocukluktan itibaren alışkanlıklara kattığımız bir olgudur. Nasıl ki doğa bize rağmen bize verilmişse ya da kendimizi doğa içinde buluyorsak, başlangıçta kültürle olan ilişkimiz de bu niteliktedir. Bu nedenden dolayı, içinde yaşadığımız kültürü başka bir kültürle karşılaşıncaya değin yadırgamayız. Kültür, üretim araçları, üretim biçimi ve üretim ilişkilerine bağlı olarak [...]