About Metin Bobaroğlu

Bu Üye henüz herhangi bir bilgi doldurmadı.
So far Metin Bobaroğlu has created 118 blog entries.

Düşüncenin Temsilleri

2020-07-02T01:06:47+03:00Yazar: |Kategoriler: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , |

Bütün sanat olguları içinde dışlaşan ve sonra bunların ekol, okul, disiplin olmalarını sağlayan, onları tarihsel sürece entegre eden dışlaşmalar, aslında insanın kendisindeki dışlaşmalardır. İnsan kendisini dışlaştırıyor ve bu dışlaştırdıklarından izlenimler alıyor; yani duyu diyen de haklıydı, duygu diyen de, bilinç diyen de, ama bunların ayrımları nedir? Biz bu ayrımların içinde yaşamı nitelerken, giderek onu kategorize ediyoruz. Şu düzeyde veya şu biçim altında derken aslında ne yapıyoruz? Bir bakıma parçalanıyoruz; bir bakıma yaşamı parçalıyoruz, onu kategorize ediyoruz. Bunu yaşamın kendisi mi yapıyor bilmiyoruz, ama yaşamın ne yaptığını anlamak için biz bunları bilincimizde yapıyoruz. Dolayısıyla, bilincimizde yani yaşam üzerine düşünmelerimizde, nehrin [...]

Anlamın Aşkınlığı Olarak Simge

2020-07-05T01:24:24+03:00Yazar: |Kategoriler: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , |

Simgenin varlığı yoktur, ancak var olan bir şeyi göstermek için kullanılır. “İlke” insanın insan olarak var olmasının temelidir, insan varlığını tanımlar. “Saltık” (ana ilke) nedeni kendinde olandır; ilke ve yasada kavranır. “Aşkın”, yüce olan, birbirine bağlayandır. İnsan, bedeni ile doğa varlığıdır ve dolayısıyla doğal yetileriyle inşa edilir. Duyuları ve duyular vasıtasıyla oluşacak algıları, düşünceleri ve yetileri, insan doğasının aletleridir. Duyular, doğasına bağlıdır ve temelini doğada bulur; düşünceler ise akılda. “Akıl” bir işletimi söylediğinden, düşünce burada işletilir. “İnsan düşünceleri” düşünmede temellenir; dolayısıyla “insan varlığı” düşüncede temellenir. İnsanın “düşünsel doğası”, duyular yoluyla nesnel çevresine yönelir ve “imge”ler toplar; insan bu imgeler [...]

Uygarlıkta Akıl, Vicdan ve Cesaret

2020-07-22T03:04:02+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , , , , |

Dünyada ortaya çıkan iki temel dünya görüşü, iki temel dil vardır: biri Sanskrit temelli Doğu uygarlığının, diğeri Antik Mısır temelli Batı uygarlığının dili. Bunların çeşitlenmeleri kendi içindedir. Hint-Avrupa dilleri terimi hem İskender’in seferlerinden, İpek Yolu’ndan dolayı iki uygarlık arasındaki ilişkiyi hem de bunların birbirlerinden farklılıklarını gösterir. Mısır’da Hermetik-ezoterik, kapalı, sadece inisiyasyon yoluyla bilgiyi, tutumu, hâli, deneyimleri taliplerine, öğrencilerine açan ama kendi dışına kapatan bir sistem vardı. Buradan ya oradaki gücün zayıflaması ve göçlerin ortaya çıkması ya da belki belirli bir yetkinliğe gelmeleri nedeniyle dünyayı irşat etmek üzere gönderilmiş insanlar olduğunu düşünebiliriz. Her ikisi de bize bir olguyu açıklar. Mısır [...]

Ütopya

2020-11-20T23:28:46+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , , , , , , , |

Antik Yunan’da felsefe, Aristoteles’le sistematik bir bütünlüğe kavuşmuştur. Farklı disiplinler arasında birliği sağlayacak mantıksal bir yöntem uygulanmıştır. Aristo ile birlikte felsefe, düzyazı ile mantıksal ve tözsel tutarlılık içinde ussal bir anlatım kazanmıştır. Aristo öncesi filozoflar ve özellikle ön Sokratikler ise, felsefeyi şiir biçimi ile ifade etmişlerdir. Aristo felsefesi katı cisim felsefesidir; uzayda yer kaplayan bir cismin “şimdi ve burada”ki konumunu, töz ve ilinekler birliği yolu ile ussal kavrama taşımıştır. Antik Yunan’da zaman ritmik bir zaman anlayışıdır, geçmiş ve gelecek zaman kiplerini gerçeklik için kullanmaz. Antik Yunan zaman anlayışı, ritmik döngüsel zamandı. Doğanın döngüselliğine güvenilmiş ve o güven içinde rahat [...]

Sanat

2020-11-20T23:44:40+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , |

“Sanat, ideale özlem duyulan yerde ortaya çıkar ve gelişir,” der A. Tarkovsky. Sonra da şunu ekler: “Sanat olgusu, faydacı bir pratiğin bizden gizlediği tinsel gerçekle iç içe bu dünyanın bir simgesidir.” İdea çok tartışmalı bir kavram olmakla birlikte, sanat için idea, en temelde “birlik” ve “bütünlüğü” anlatır. Farklılıkları bir arada tutan “ortak-özü” veya “ortak-biçimi” dile getirir. Sanat yapıtı da kendi özüne bağlı bir bütündür; biriciktir, özgündür. Sanatsal uğraş, tarihinin en eski dönemlerinden beri tüm kültürlerde vardır. Ama sanat kendi bilincine Antik Yunan’da varmıştır. Bu bir rastlantı değildir; çünkü felsefe, yani insanın kendi düşüncesinin bilincine vardığı yer de burasıdır. Diğer bilimlerin nesnesi [...]

Sanat Hakkında

2020-11-20T23:36:14+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , , , , |

Modern uygarlığı kuran dört temel unsur Spor, Bilim, Sanat ve Felsefedir. Spor hareketin disipliniyle, Bilim bilime özgü kavram ve terimlerle, Sanat imgeyle, Felsefe ise kavramlarla çalışır. Sanatsal uğraş, tarihin en eski dönemlerinden beri tüm kültürlerde vardır, ama sanat kendi bilincine Antik Yunan’da varmıştır. Bu bir rastlantı değildir, çünkü felsefe, yani insanın kendi düşüncesinin bilincine vardığı yer de burasıdır. Andrey Tarkovski “Sanat, ideale özlem duyulan yerde ortaya çıkar ve gelişir,” der A. Tarkovsky. Sonra da şunu ekler: “Sanat olgusu, faydacı bir pratiğin bizden gizlediği tinsel gerçekle iç içe geçmiş bu dünyanın bir simgesidir.” Tarkovsky’nin sözünü ettiği bu Platonik idea çok tartışmalı bir kavram olmakla birlikte, sanat için [...]

Sanat Bilimi Üzerine

2020-07-16T03:12:45+03:00Yazar: |Kategoriler: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , |

Genellikle Immanuel Kant’a kadar –gerçi antik dönemde Aristoteles’te de vardır ama– ağırlıklı olarak sanat, hep muhayyilenin, hayal gücünün ürünü olarak aklı devredışı bırakan ve hayranlık uyandıran bir süreç gibi anlatılmış, nitekim literatürde de böyle yansıtılmıştır. Ama Kant’tan sonra, özellikle Hegel –onun Kant’a yaptığı eleştiri ile birlikte– “Hayır, sanat yalnızca bizim hayal gücümüzün bir ürünü değildir,” der. Hayal gücü, dış dünya nesnelerinden gelen verileri alıp, onları işleyip sinematografik bir biçimde –rüya gibi– çeşitlendirerek birtakım ürünler ortaya koyabilir, ama aynı zamanda biz aklımızla bu sanat ürünleri hakkında yargıda bulunuruz; yani şu by-pass olan akıl devreye girer. O zaman sanat sadece bir hayal ürünü [...]

Hac Ritüelinde “Dişil Öge” Kavramı

2020-07-05T01:50:17+03:00Yazar: |Kategoriler: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , , , |

Tasavvuf ıstılâhında, kaynağa gittiğimizde dişil ögeyi, anneyi buluruz; anne “um”, evlât “umme”dir. Um-Üm-Ümmî-Ümmet birbirinden türeyen kavramlardır. Türkler “ümmet”in sonundaki “t”yi okur ama Araplar okumazlar, “ümmet” demezler, “ümme” derler. Evlât tekil söylenen çoğuldur; velet çocuk, evlât çocuklar demektir, ama tek bir sözcükle söylenir ve anlamı “safiyette birlik”tir. Herkes safiyette bir olursa “ümmet”tir; safiyette bir değilse birleşmemiştir, ümmet değildir. Hac ritüelinde “um” kavramı ilginç bir kavramdır; dişil öge ile, anne kavramıyla buluşur. Çıkış noktası daha sonra buradan olacaktır. Güzel Muhammed’in kendisine, bu bağlamda kendi için, Rabbince söylenmiş bir kavramdır “ümmet”. Herkes kendinden, kendi biricik yolundan çıkar ve çölde kendi varlığının arayışında [...]

Felsefe

2020-07-22T02:58:17+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , , , |

Platon’dan günümüze insanı felsefe yapmaya yönelten şey, onun kendisini bir aradurum içerisinde görmüş olmasıdır. İnsan kendisini çevreleyen doğa ile kendisini aşan sonsuzluk (Tanrı) arasında kalmıştır. İnsanın bu arada kalmışlığı, Platon ve Aristoteles’ten beri hep bir şaşkınlık ve merak konusu olmuştur. Bu merak, nesne, olgu, olay ve evren bilmecesi karşısında olduğu kadar, insanın kendi iç dünyası için de duyulmuştur. Felsefe tarihini oluşturan olumlu olumsuz tüm çözüm denemeleri, hep bu arada kalmışlığı kavramaya yöneliktir. Bu temel durumdan hareketle pek çok felsefi sav ileri sürülmüş ve çeşitli düşünce disiplinleri oluşmuştur. Felsefe, insan kültürünün kökenlerinde yer alan ve onunla birlikte ortaya çıkmış bir [...]

Go to Top