Karşılaştırmalı Doğu ve Batı Estetiği – 3. Bölüm

2020-10-07T19:27:21+03:00Yazar: |Kategoriler: Karşılaştırmalı Doğu ve Batı Estetiği, Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , , , , , , |

Sanat Eleştirisinin Sanatçı Üzerindeki Didaktik Etkisi Doğu-Batı Ayrımının Gerekçelendirilmesi: Bir Hegel Eleştirisi Doğu-Batı Estetiğinde Metot Farkı Güzeli Kavrayış Dile Dökülebilir Mi? Sanat Nesnesi Bir Arzu Nesnesi Midir? Sanat Eleştirisinin Sanatçı Üzerindeki Didaktik Etkisi Tarih içinde çeşitli önermeler, çeşitli disiplinler ve bunların birbirleri ile çatışması –ve eleştirel bir biçimde, eğer "gelişme" diye söylenebilecekse– gelişme ya da gelişmeci, ilerlemeci felsefeye karşıt olarak, zaman zaman belirli ilkelerin parladığı, zaman zaman bunların yerine başka ilkelerin geçtiği, yaşam gereksinimleri üzerinden doğan estetik anlayışlar var. Aslında sanat yapıtını veya sanat bilgisini, başka bir deyişle sanat [...]

Tasavvufta Ahlâk Sorunu

2023-12-08T13:52:28+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , |

“Din, fiilen ahlâk içinde yaşamaktır. İlim bir araçtır.” Lütfi Filiz Tasavvuf ve ahlâk söz konusu olduğunda, özgün bir yazım ve kavramlar dizisi de söz konusu olur. Tasavvufun kavramları bir yandan felsefi, diğer yandan şiirsel bir niteliğe bürünmüştür. Bu nedenle, tasavvuf salt felsefe kavramlarıyla açıklanamaz. Bilinç için felsefi kavramlar “gündüz” ve “aydınlık”, mistik kavramlar “gece” ve “karanlık” ise, tasavvuf için kavramlar “alacakaranlık” gibidir; tasavvufun dili kavram ve simgeleri birlikte barındırır. Bir yanı akla dönük, bir yanı ise kalbe dönüktür, çünkü Tasavvufa göre insan, “görünmez bir ruh” ile “görünür bir beden”den oluşmuştur; bu ikisinin arasını cem eden ise “kalb” denen ve [...]

Ekinsel Biçem ve Aydınlanma Sorunu

2020-07-22T02:45:17+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , |

Ekin, insanın doğa ve toplum ilişkilerindeki üretimlerinin toplamı ve onları kullanma ve nesilden nesile aktarma biçimidir. Ekin, bir toplumun ortak umutlarını, hedeflerini ve geleceğe bakışını da gösterir. Ekinin, insan topluluklarına ortak kimlik kazandırması, toplum oluşturma özelliği, tarihsel süreçte nesilleri birbirine bağlayarak toplumların belleği ve kimlik sürekliliğini sağlaması, toplumların var olabilmesi bağlamında yaşamsal önem taşır. Ekin, insan yaşamına, “ekip biçme” bağlamında, insan topluluklarının toprağı işlemesiyle girmiştir. Bu bir “üretim süreci”dir; doğanın karşısında diğer dirimli varlıklar gibi “edilgin konum”da bulunan insanın kendini aşmasıdır. Kendi yaşamını biçimlendirmeyi eline aldığı bu aşamada, insan, artık kendisini doğa varlığı olma yanında ekinsel varlık olarak üretmeye [...]

Tasavvuf Edebiyatında Ceviz Simgesi

2020-07-02T00:58:48+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , |

Bilindiği gibi dünya edebiyatında simgesel anlatım çok yaygındır. Bu, edebiyatın bir betimleme sanatı olmasıyla yakından ilgilidir. Felsefî kavramların açık seçik olmasına ve yalnızca insan usuna yönelik oluşturulmasına karşın, edebî metinler akıl ve duyguya aynı anda seslenebilmek için simgesel betimlemelere ağırlık vermiştir. Tasavvuf edebiyatının edebiyat yazımı içinde özgün bir yeri vardır, çünkü onun kullandığı simgeler yalnızca günlük yaşamın duygu ve ruh hâllerine yönelik değildir; aynı zamanda belli bir erekbilimsel bağlamda eğitim amaçlı, simgesel anlatım yolunu tutmuştur. Bu anlatım, kişiliğin yeniden kurulması için yöntemli bir yol izlemektedir. Tasavvufa göre, doğal bilinçle kendini sınırlamış insanın, varoluş gayesine göre kişiliğinin yıkılıp yeniden özgürce [...]

Kairos ve Khronos

2020-07-05T01:19:22+03:00Yazar: |Kategoriler: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , , , , , , |

Değerler konusunu farklı bir boyutu ile ele alırken birçok yönden bakıyoruz değerlere; felsefeden bakıyoruz, bilimden bakıyoruz; sanattan, modern dünyadan, çağdaş yaşamdan, geçmişteki toplumların ekinlerinden bakıyoruz. Her anlamda bilgilenmeye ve onları karşılaştırmaya çalışıyoruz, zaman zaman da “Kadim Bilgelik” üzerine vurgu yapıyoruz. Biraz kendi hazinemizin, üzerine oturduğumuz kültürün farkına varalım diye “Anadolu Bilgeliği” deyimini çoğu zaman “Kadim Bilgelik” deyimi yerine kullanıyorum. Anadolu bir kültürler beşiği, uygarlıklar beşiği ve içinde gerçekten çok zengin bir değerler sistemi var; onu keşfedelim, ortaya çıkartalım diye böyle kullanıyorum. Çok vurgu yapınca sanki Anadolu coğrafyasıyla sınırlı oldu, giderek öyle anlaşılmaya başlandı. “Kadim” kavramı eski demek değildir; belli [...]

“Hızır-İlyas” Üzerine Söyleşi

2020-07-05T01:21:26+03:00Yazar: |Kategoriler: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , , , |

S: Hızır’ın dinler tarihindeki yerini öğrenmek istedik sizden. MB: Eğer adını Hızır veya Hıdır diye kullanacaksak, önce Hızır kavramının köküne başvurmak, etimolojik olarak bir bakmak lâzım. Hadrâ sözünden türetilmiş Arapça temelli bir söz. Hadrâ ve Hıdır “yeşil” demek; sözcük anlamı yeşil. Ama ilgi çekicidir, dinlerin içinde, özellikle Ortadoğu’daki yani Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık aşamalarındaki aynı gelenek içindeki dinde –tek bir din gibi bakacak olursak– Hızır’ın çok özel, kavramsal bir yeri vardır. Yeşil, yeşillenme; bize böyle apaçık bir şey söylemiyor, ne demek bu? Bir bağlamı olmalı, bir yere oturtmalıyız. Kurân-ı Kerim’in 18. sûresinde hem İskender-ül Zülkarneyn hem de “Hızır-Musa” ilişkisiyle [...]

“Varlık ve Varoluş” Üzerine Söyleşi

2020-07-02T01:02:54+03:00Yazar: |Kategoriler: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , , |

S: Metin Bey, gördüğümüz âlemden, varlıktan bahseder misiniz? MB: Öncelikle gördüğümüz âlemden söz edelim isterseniz. “Gördüğümüz âlem” dendiğinde, duyularımızla tanık olduğumuz bir âlemden söz etmiş oluyoruz; eş deyişle duyumsadığımız âlemden. Bilindiği gibi, çevremizdeki nesnel ortam beş duyumuz aracılığı ile beynimize ulaşır, yani gelen uyarılar duyularımız tarafından biçimlenerek beynimize gelirler. Biz çevremizi görüyor, duyuyor, dokunuyoruz dediğimizde, duyularımızla biçimlenmiş çevreyi görüyor ve duyuyoruz demiş oluruz. Bu durum bizi şaşırtıcı bir gerçekliğe götürür: Doğada renk yoktur, yalnızca nesnelerden yansıyan ışık dalgaları vardır. Bu dalgalar, gözümüzün görme yetisiyle biçimlenerek beynimizde renk olarak algılanırlar. Buna benzer olarak, doğada ses de yoktur, yalnızca ses dalgaları [...]

Farklı Din ve Kültürlerde Oruç

2020-07-02T01:03:47+03:00Yazar: |Kategoriler: Yazılar|Etiketler: , , , , , , , , , |

Kültür, “insan-doğa” ve “insan-insan” ilişkisinde, insan emeğiyle üretilmiş yaşam biçimleri diye tanımlanabilir. İnsan yaşamında en kapsamlı olgudur kültür. Bir bakıma, insan için ikinci doğa gibidir; her insan, tarihin belli bir döneminde belli bir yerde belirli bir kültürün içine doğar ve onun tarafından biçimlenir. Kültür, deneyim yoluyla ve bilincin gelişmesiyle paralel olarak çocukluktan itibaren alışkanlıklara kattığımız bir olgudur. Nasıl ki doğa bize rağmen bize verilmişse ya da kendimizi doğa içinde buluyorsak, başlangıçta kültürle olan ilişkimiz de bu niteliktedir. Bu nedenden dolayı, içinde yaşadığımız kültürü başka bir kültürle karşılaşıncaya değin yadırgamayız. Kültür, üretim araçları, üretim biçimi ve üretim ilişkilerine bağlı olarak [...]

Hac Ritüelinde “Dişil Öge” Kavramı

2020-07-05T01:50:17+03:00Yazar: |Kategoriler: Konuşma Metinleri|Etiketler: , , , , , , , , , |

Tasavvuf ıstılâhında, kaynağa gittiğimizde dişil ögeyi, anneyi buluruz; anne “um”, evlât “umme”dir. Um-Üm-Ümmî-Ümmet birbirinden türeyen kavramlardır. Türkler “ümmet”in sonundaki “t”yi okur ama Araplar okumazlar, “ümmet” demezler, “ümme” derler. Evlât tekil söylenen çoğuldur; velet çocuk, evlât çocuklar demektir, ama tek bir sözcükle söylenir ve anlamı “safiyette birlik”tir. Herkes safiyette bir olursa “ümmet”tir; safiyette bir değilse birleşmemiştir, ümmet değildir. Hac ritüelinde “um” kavramı ilginç bir kavramdır; dişil öge ile, anne kavramıyla buluşur. Çıkış noktası daha sonra buradan olacaktır. Güzel Muhammed’in kendisine, bu bağlamda kendi için, Rabbince söylenmiş bir kavramdır “ümmet”. Herkes kendinden, kendi biricik yolundan çıkar ve çölde kendi varlığının arayışında [...]

Go to Top